Archive for Haziran, 2009

Mimarlıkta toplumsal cinsiyet

Raum, Macht & Differenz

Zaman zaman gündeme gelen çok önemli bir konu olan „Mimarlıkta cinsel kimlik“ aklıma takılmış durumda şu sıralar. „Kadın mimar sorunsalı“ veya „Mimarlıkta kadın sorunsalı“ olarak da sık sık karşımıza çıkıyor. Kimi erkek mimarlara göre günümüzde sadece şovenist söylemlere alet olmuş bir konu ve birçok bayan mimara göre de gerçekdışı olan bir pseudo sorunsal. İşin ilginç yanıysa, her iki tarafın da kabullenmekte problem çektiği bu konu oldukça gerçek ve her ne kadar birçok kişi tarafından önemsenmiyor veya reddediliyor olsa da ciddi bir araştırma sahası.

Bu bağlamda okumuş olduğum son derece başarılı bir kitabı tanıtmak istiyorum. Evet, tüm kitabı bir solukta okuduğumda feminist bir araştırmacıyla karşı karşıya kaldığımı hissettim ve dürüst olmak gerekirse kimi kısımları da oldukça mübağalalı buldum. Fakat yine de bu konuda yazılmış  başarılı kitaplar arasında olduğu kanaatindeyim.

Kitabın arka kapağı:

Dörte Kuhlmann
Mekan, Egemenlik ve Ayrım (Ufak bir kelime oyunuyla „Raum macht Differenz“ „Mekan ayrım yaratır.“ şeklinde de anlaşılabiliyor.)
Mimarlıkta toplumsal cinsiyet çalışmaları

Önünüzde duran bu kitap, mimarlıktaki toplumsal cinsiyet çalışmalarına bir giriş niteliğindedir ve mimarlığın mekansal olan ve olmayan araçlarıyla cinsiyetin ve bedenin üretimini, röprodüksiyonunu ve temsilini sorgular.

Dörte Kuhlmann Viyana Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Teorisi Enstitüsü’nde toplumsal cinsiyet ve mimarlık teorisi üzerine dersler vermektedir. Diğer önemli kitapları arasında „İnsan ve Doğa“. „Alvar Aalto Almanya’da“, „Yaşayan Mimarlık“, „Toplumsal Cinsiyeti Yapılandırmak“ ve „Gücü Yapılandırmak“ isimli kitaplar bulunmaktadır.

Kitabın içeriğiyse şu şekilde:

1.    Giriş
2.    Sanat ve mimarlık tarihinde kadınlar
3.    Biyolojik ve sosyal farklılıklar
4.    Anaerkil mimarlık
5.    Psikoanaliz geleneği
6.    Mimarlık teorisinde toplumsal cinsiyet
7.    Antikitede toplumsal cinsiyet
8.    Cinsel mekanlar
9.    Gözlem mekanizmaları
10.   Özel ev
11.   Ayrımcılığın mekanizmaları
12.   Sonuç

Almanca bilen ve konuya karşı ilgisi olan herkes için ısrarla önerebileceğim bir kitap.

Gazometre

Hava Fotoğrafı
Hava Fotoğrafı

Gazometre Viyana’nın on birinci ilçesi Simmering’de bulunan, 1896-1899 yılları arasında inşaa edilmiş devasa gaz tanklarına verilen isim. Yapıldıkları dönemde halkın endüstriyel altyapıyı gözönünde istememesi sebebiyle bu dört tank, dev tuğla kabuklarla gizlenmişler. 1970 yılında kentin gaz ihtiyacının doğalgaz ile giderilmesiyle beraber tanklar sökülmüş ve geriye sadece bu kabuklar kalmış. Özellikle kentin güneydoğu girişinde dikkat çeken bu dört dev, genel olarak birçok silüette yer alıyor, zira herbiri 62 metre çapında ve 72 metre yüksekliğinde.

U3 Girişi (Gazometre A)
U3 Girişi (Gazometre A)

1978 yılında kent yönetimi tarafından tarihi yapı statüsünde koruma altına alınan Gazometre, film çekimleri, deneysel projeler ve çeşitli amaçlar için zaman zaman kullanıma açılmış. Ta ki 1995 yılında bir renovasyon projesi gündeme gelene kadar. Mevcut olan kabukların içerisinde gerçekleştirilecek megaprogramlardan (Konut, ofis, alışveriş, eğlence vb.) oluşan tasarımlar dört farklı mimar tarafından gerçekleştirildi. Gazometre A Jean Nouvel, Gazometre B Wolf Prix ve Helmut Scwiczinsky, Gazometre C Manfred Wehdorn ve Gazometre D Wilhelm Holzbauer tarafından tasarlandı. Her ne kadar Nouvel, Wehdorn ve Holzbauer tasarımlarında oldukça benzer yaklaşımlarda bulunmuş olsalar da, Wolf Prix projeye oldukça farklı bir şekilde yaklaşarak, fonksiyonların dışarıdan da görülmesine imkan tanıyan ek bir bina önerdi. Tüm inşaat süreciyse çok süratli bir şekilde 1999-2001 tarihleri arasında tamamlandı. U3 metrosunun uzatılması ve kuzey-güney istikametindeki otobanın da yapılmasıyla Gazometre’ye ulaşmak da oldukça kolaylaştı.

Gazometre B
Gazometre B

Gazometre’ye arabanız yoksa en rahat metro ile ulaşıyorsunuz. Merdivenlerden çıktığınızda kentin buluşma noktalarından birinde olduğunuzu oldukça net bir şekilde hissediyorsunuz. Gazometre’nin etrafında dolaştığınızdaysa ilçenin bu proje haricinde farkedilen nitelikli mimari bir işe sahip olmadığını görüyorsunuz. Sokaklar bomboş ve etraftaki ofislerde çalışan insanlar haricinde de kimseyle karşılaşmıyorsunuz.

Gazometre C & Gazometre B & Sinemaya bağlı olan köprü
Gazometre C & Gazometre B & Sinemaya uzanan köprü

Öncelikle bu yapıların masif halleri ve ağır ritimleri biraz rahatsız edici, çünkü bahsettiğimiz bu tuğla silindirler insan ölçeğinde değiller. Yine de malzemenin doğal rengi ve dokusu hoşuma gidiyor. Fakat daha önce de belirtmiş olduğum, Wolf Prix tarafından tasarlanmış olan ek binayı oldukça rahatsız edici bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Enteresan olan, Viyanalı mimarlar tarafından „Kalkan“ olarak tanınan bu ek yapı olumlu bir tasarım olarak kabul ediliyor. Evet, yapıların bu hantal ve tektonik duruşlarına karşın Prix’in yeni yapısının kıvraklığı ve farklı geometrisi hakikaten farklı birşeyler için çaba gösterildiğini hissettiriyor, fakat açık bir şekilde de ardında bağlı olduğu Gazometre B’nin kimliğini yerlebir ediyor. Kanımca Prix’in buradaki tavrı, çıkarcı bir şekilde kendi „Kalkan“ını vurgulamak üzere kurguladığı bir durumdan öte birşey degil. Ve bu çıkarcı durum daha ilk eskizlerde dahi görülüyor. Buna vaktinde niçin müdahale edilmediğiyse bambaşka bir soru.

Gazometre A içerisindeki alışveriş bölümü
Gazometre A içerisindeki alışveriş bölümü

Dört kısımdan (ve elbette Prix’in duvarından) oluşan bu yapıya çoğunlukla iki noktadan giriliyor. Birincisi metro çıkışında sizi karşılayan kapı, bir diğeriyse Prix’in yapısının olduğu nokta. Bunlar haricinde otopark girişleri ve konutlar icin ayrı girişler elbette mevcut. Ben kısa bir süre Prix’in yapmış olduğu Gasometer B’de yaşadığım için metro girişini kullanıyordum. İçeriye girdiğinizde kendinizi bir atriumun ortasında buluyorsunuz. MC Donalds ve türevleri haricinde bir market ve orta kısımda bir kafeterya bulunuyor. Merdivenlerden çıktığınızdaysa (ve elbette diğer yapılara geçtiğiniz zaman) aynı plan farklı dükkanların olduğu katlar şeklinde tekrarlanıyor. Üçüncü kat kamusal olan son kısım ve bu katta diğer yapılara geçiş imkanı veren köprüler yer alıyor. Daha üst katlardaysa konutlar ve ofisler bulunuyor. Prensip olarak benzer kurgulanan bu dört bölümün haricinde Prix’in ek yapısında da ofis fonksiyonları yer alıyor.

Gazometre A içerisindeki kafeterya
Gazometre A içerisindeki kafeterya

Her ne kadar diğer yapıları tanımama rağmen tüm konut kısımlarının içlerinde bulunmamış olsam da, Gasometer B’de bulunan öğrenci yurdunda bir dönem yaşadım. Öncelikle radyal çözülmüş plan tiplerine „çözülmüş“ demekten bile çekiniyorum, zira fevkalade kullanım problemleri mevcut. Bunun haricinde eski kabuğun tuğla olmasından kaynaklanan bir toz problemi ve iki cidar arasındaki mesafe arasında yansıyan seslerden kaynaklı bir gürültü problemi var. İlkin bu problemlerin daha çok yurt kısmında olduğunu düşünmeme rağmen Gazometre D’de oturan bir arkadaşımla konuşmam ve oradan bir daire aldıkları için çok pişman olduğunu öğrenmemden sonra benzer problemlerin her yapıda olduğuna emin oldum.

Gazometre B ve Gazometre C arasındaki bağlantı
Gazometre B ve Gazometre C arasındaki bağlantı

Evet, Viyana’nın tarihi mimarisi içerisinde farklı bir yere sahip olan Gazometre’yi mentalite olarak her ne kadar olumlu bulsam da, pratikte birçok yönden problemli yapı bloklarından oluşan başarısız bir proje oldugunu düşünüyorum.

Gazometre D'deki konutlar
Gazometre D’deki konutlar

Bilinçsizlik durumunda bilmek üzerine

Hilversum Belediye Binasi, Willem Marinus Dudok, 1930
Hilversum Belediye Binası, Willem Marinus Dudok, 1930

Bugünlerde aklıma takılan başka bir konuyu anlatmaya çalışacağım. Mimarlik eğitimi almış veya bu disipline herhangi bir şekilde kafa yormuş herhangi bir kişinin mimari yaklaşımının, zevkinin, keyfinin, her ne derseniz deyin, bilinçsizlik durumunda dahi rijitliğini yitirmemesi üzerine kişisel bir saptama. Burada anlatmaya çalışacağım durum bir grubun, özellikle de at gözlüğü takmış(!) bir grubun x y üsluplara karşı olan hayranlığının veya ezbere tanıdığımız star mimarlara veya onların yapıtlarına karşı şuursuz bir şekilde hayranlık duymamızın haricinde birşey. Yolda yürürken bir binaya bakakalmaktan bahsediyorum. Hazırlıksızken ve özellikle de başka bir hedefe doğru yönelmişken. Hele ki bu, kısa bir süre içerisinde birkaç sefer başınıza geliyorsa.

Hilversum Belediye Binasi, Willem Marinus Dudok, 1930
Hilversum Belediye Binası, Willem Marinus Dudok, 1930

Son çıktığım geziye oldukça hazırlıklı başladım diyebilirim. Amazon’dan verdiğim çeşitli kitap siparişleri ve aşağı yukarı iki haftalık bir araştırma ve rota çıkarmanın sonucunda ilginç bir gezi için yola koyuldum. Duraklarımdan biri olan Hilversum’da görmek istediğim iki yapı vardi. Biri Willem Marinus Dudok’un yapmış oldugu belediye binası, bir diğeriyse MRVDV’nin monoblok villa projesi olan VPRO. Dudok’un mimarlığına karşı olan hayranlığımı öncelikle Le Corbusier’ye, Wright’a, Gropius’a, Jacobsen’a ve nicelerine, sonrasındaysa 20. yy. modern mimarisinin duruşuna ve endüstrileşme çagının mimarlık üzerindeki olumlu etkilerine duyulan hayranlığın bir parçası olarak ifade edebilirim. Bu noktada zaman zaman kendimi at gözlüğü takan o grup içerisinde gibi hissettiğim de olmuştur, ama bunu önemsemediğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. MVRDV’ye olan sempatim ise biraz daha farklı. YTÜ’de mimarlık okuduğum dönemin son çeyreğinde birbirlerinden net bir şekilde ayırt edebilmeye başladığım star mimarlardan biraz daha farklı olarak MVRDV’nin 1991 European yarışmasından aldıkları galibiyet ile bir grup genç mimarın beraber kurmuş olduğu bir büro olduğunu bilmem ve bunun ötesinde ekibin ilginç deneysel işleri, yayımlamış oldukları manifesto niteliğindeki yazıları, ekolojist eğilimleri ve elbette hepsinden daha ağır basan modern ve biricik mimarlık üsluplarıyla dikkatimi çekmesi diyebilirim.

Hilversum Media Center, Neutelings & Riedijk, 2006
Hilversum Medya Merkezi, Neutelings & Riedijk, 2006

Hilversum’da dolaşıp Dudok’un tasarlamış olduğu belediye binasinin her köşesini gezdikten ve fotoğrafladıktan sonra şehir dışına doğru yürümeye karar verdim. Araba ile daha rahat gidilebilecek mesafede olan Villa VPRO’ya doğru yürürken Hilversum hakkında fikir sahibi olabileceğim bir yürüyüş güzergahında olmam ise memnun ediciydi. Fakat daha VPRO’ya varmadan anayol kenarında bambaşka bir bina ile karşılaştım. Binanın etrafında uzun uzun gezdikten, inceledikten, içerisine bakıp, fotoğraflayıp ayrıldıktan sonra rotamın dışında olduğumu ve biraz da vakit kaybetmiş olduğumu farketmeme rağmen acayip bir keyif ve araştırma heyecanı içerisindeydim, çünkü yapı hakkında en ufak bir bilgim yoktu ve merak ediyordum. Binadan o kadar etkilenmiştim ki, esas durağım olan Villa VPRO sanki zorunlu bir geziymişçesine sıkıcı gelmeye başladı. Bilgisayar başına ilk oturduğumdaysa yapının Neutelings & Riedijk’a ait olan Hilversum Medya Merkezi olduğunu öğrendim ve gülümsedim. Bu ekibin çalışma prensiplerine hayran olmam bir yana, daha sabahleyin Sfenks Evleri’ni ziyaret etmek icin eski bir balıkçı kasabası olan Huizen’a uğramıştım. Kısacası bu bina aynı gün içerisinde karşılaştığım ikinci Neutelings & Riedijk işi olmuştu.

Hilversum Media Center, Neutelings & Riedijk, 2006
Hilversum Medya Merkezi, Neutelings & Riedijk, 2006

Bir gün sonra benzeri bir durum Utrecht’te başıma geldi. Programım Utrech’te orta yoğunluktaydı. Öncelikle turist gibi şehri gezmek istiyordum, sonrasındaysa Schröderhuis’tan Utrecht Şehir Tiyatrosu’na kadar görmek istedigim 20. yy. modern yapiları sırada beni bekliyordu. Fakat sebebini hatırlamadığım bir aceleden sonra (ki kent merkezini gezmeyi tamamlamıştım) Schröderhuis’a uğrayıp, tahmin ettiğimden daha az vakit geçirip, üniversiteye doğru yola devam ederken onca binanın arasında gözlerim tek bir yapıya takıldı. Yavaşlayarak arabayla etrafında döndüm ve ön cephesinin yanından geçerken bu binanın yine Neutelings & Riedijk’a ait olan Minnaert olduğunu farkettim. Yapıyı daha önceden elbette tanıyordum. En azından fotoğraflarını ve çizimlerini görmüştüm. Fakat araba kullandığım için yola dikkat etmek durumundaydım ve buna rağmen o bilinçsizlik halinde bile bina dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Çok vakit geçiremedim, fotoğraf çekemedim, fakat yine de tatmin olmuş bir şekilde Utrecht’ten ayrıldım.

Villa VPRO, MRVDV, 1997
Villa VPRO, MRVDV, 1997

Günler sonra yorgun argın bir şekilde Leuven’da bira içebileceğim bir yer ararken Balkan Ezgileri çalan canlı bir orkestra müziğine doğru yöneldim. Leuven’da eski kent merkezi ve biraz da çevresini gezmek haricinde güzel Belçika Biraları’ndan tadıp dinlenmek niyetindeydim. Kısacası rotamda olmazsa olmaz denilebilecek birşey yoktu. Fakat orkestranın müzik yaptığı binaya baktığımda bakımlı eski kabuğun iç kısmı dışarıdan anlaşılamayacak bir geometri içerisinde yepyeni ve çok güzel olduğunu gördüm. Kapıdan kısacık içeri bakmakla yetindim (çok kalabalıktı ve saat çok geç olduğu için oldukça yorgundum) ve yürümeye devam ettim. Viyana’ya geldikten sonra gezi notlarımı ve fotoğrafları toparlarken farkettim ki, bu yapı yine Neutelings & Riedijk’in tasarlamış olduğu Stuk Uygulamalı Sanatlar Merkezi’ydi. Evet rotamda böyle bir bina işaretli değildi, fakat artık bunu önemsememem gerektiğinden neredeyse emin oldum, zira bu ve benzeri işlerle karşılaşmaya ve habersizken bile onları farketmeye devam edeceğimi biliyordum.

Schröder Evi, Gerrit Rietveld, 1924
Schröder Evi, Gerrit Rietveld, 1924

Sanırım bu rastlantılar sonuç olarak benim belli bir disipline, belli bir üsluba ve en önemlisi de belli bir çizgiye dair at gözlüğü takmadan edinmiş olduğum beğeniyi ve bilinçsiz bir anda dahi bunu farkedeceğimi kanıtlar nitelikte. Nihayetinde kendi gözüme, kendi ruhuma, kendi kafama ait, yani bana ait olan bir beğeni kazanabildiğim icin çok mutluyum. Evet, Le Corbusier benim için hala çok önemli bir mimar, aynı birçoğunuz için olduğu gibi; fakat Neutelings & Riedijk’in işleri de sanırım ben ve benim gibi düşünen daha ufak bir kitle için en az diğerleri kadar önemli.

Minnaert, Neutelings & Riedijk, 1997 (Fotoğraf ©Neuteling&Riedijk)
Minnaert, Neutelings & Riedijk, 1997 (© Neuteling&Riedijk)

Sfenks Evleri

Sfenks Evleri_01

İlk yazımda da belirttiğim gibi iki ay önce yaptığım gezide birçok Benelüks şehrini ve nitelikli mimari işi yakından görüp inceleme şansım oldu. Esasen belirli bir sırayla gidip rotamı anlatmak gibi bir niyetim yok (en azından şimdilik), fakat bir sonraki durağımdan bahsetmek istiyorum.

Sfenks Evleri_02

Almere’den sonra ilk uğradığım şehir Huizen’di ve oraya sadece Neutelings & Riedijk’in nispeten yeni bir projesi olan Sfenks Evleri’ni görmeye gittim. Daha beş sene önce Arkitera’nın düzenlediği bir konferansta Willem Jan Neutelings’i dinleme şansım olmuştu ve tasarım sürecini ele alışından çok etkilenmiştim. Portfolyosundaki tüm yapıları az çok tanımam dışında, özellikle bu projeyi çok merak ediyordum ve rotamı Huizen istikametine çevirdim.

Sfenks Evleri_03

Huizen, Hollanda’nın Nordholland eyaletinde bulunan, ülkenin geneline göre orta büyüklükte bir şehir. Gezdiğiniz zaman ufak bir ilçe hissi yaratiyor. Nüfusu 45.000 civarında ve Neutelings & Riedijk’in Gooimeer Gölü kenarındaki projesi haricinde ilginç bir mimari işle karşılaşmadım. Huizen Hollandaca’da „Evler“ anlamına geliyor ve bunun sebebi bölgenin ilk taş evlerinin burada yapılmış olduğunun tahmin edilmesi. Eski bir balıkçı kasabası olan Huizen, Zuiderzee’ye 1932 yılında yapılan bariyer Afsluitdijk’ten sonra (bkz: Almere’deki mimarlık üzerine) suyun denizden ayrılıp tatlı su gölüne dönüşmesi sebebiyle bu fonksiyonunu yitirmiş. 1960’lı yılllardaki konut ihtiyaci sebebiyle de kent yeni konut programlarıyla hızla büyümüş ve bugünkü halini almış.

Sfenks Evleri_04

Neutelings & Riedijk’in Huizen’da almış olduğu iş de yine bir konut projesi. 1996 yılında kazanılan bir yarışma sonucunda 2000 yılında yapımına başlanan projenin yapımı üç yılda bitti. Ele aldığı projelerin tasarım süreçlerini bağlamdan duyulara kadar birçok farklı altbaşlık altında irdeleyen mimarlar bu projede özellikle doku üzerinde durarak binaların dış cephe kaplamalarına çok önem verdiler. Buna ilaveten fiziksel bir metafor olarak ele aldıkları (her ne kadar tasarımın başında buna takılıp kalmamış, bilakis birşeyler ortaya çıktıktan sonra bunu kullanmış olsalar da) Sfenksler’i projelerinin isminde dahi kullandılar.

Sfenks Evleri_05

Göl kenarında bulunan bu proje kıyıya yanaşmış gemiler gibi bir his yaratan, yan yana konuşlanmış ve birbirinin neredeyse kopyası olan beş yapıdan oluşuyor. Her bina içerisinde on üç daire var, her bir sonraki katta ise daireler birer birer azalıyor ve bu sayede ortaya çıkan geometri „kafalar“ olarak adlandırılan çatı katlarıyla beraber mimarlar tarafından Sfenksler’e benzetiliyor. Bu dairelerin tümü öncelikle göl manzarasından ve sonra da güneşten en iyi şekilde yararlanacak şekilde planlanmış. Bu sebeple kuzeydoğuya bakan ön cepheleri büyük ölçüde cam yüzeylerden ve teraslardan oluşuyor. Otomobil ve yaya girişlerinin bulunduğu, kıyıya bir rampayla bağlı olan güneybatı yönündeki „sırt“larında ise altı adet görece büyük teraslar bulunuyor. Çatı katlarının farklı bir şekilde şekillendirilmiş olması sayesinde Sfenksler’in kafaları karşıdan yakalanan silüette dikkat çekici bir ritim içerisinde gözüküyor. Binaların cepheleri yatay bir şekilde uygulanmış mat alüminyumla kaplı ve ışığın durumuna göre beyaz ve grinin farklı tonlarını yansıtıyorlar.

Sfenks Evleri_06

Bu kısım benim için gezinin en güzel duraklarından biriydi. Sabah erken saatlerde vardığım Huizen’da hava güneşliydi. Daha yoldayken Sfenksler’in silüetlerini gördüğümde bile oldukça heyecanlandım diyebilirim. Göl kenarında kahvaltı yaparken binaları uzun uzun seyredip, düşünme ve notlar alma fırsatım oldu. Fotoğraf faslını da hallettikten sonra bir sonraki şehre doğru yola çıktım. Amsterdam’a yolunuz düşerse mutlaka uğrayıp Gooimeer kenarındaki Sfenks Evleri arasında vakit geçirin, inanın buna değecektir.

Sfenks Evleri_07

Return top