Archive for Temmuz, 2009

Yaşayan Köprü

Son zamanlarda tezimi sonlandırmak için çok yoğun çalışıyorum ve bu sebeple geçtiğimiz iki hafta yazmaya vakit ayıramadım. Aslında bu hafta da yazabileceğimi zannetmiyordum. Fakat en azından diploma tezimin konusundan biraz olsun bahsedebileceğimi düşündüm. Teori ve tasarım olarak iki kısma ayrılan tezim çok fonksiyonlu yaşayan köprüler ile ilgili. Son zamanlarda Teherani, Hadid, Koolhaas gibi mimarların da ilgisini çeken konunun geçmişiyse çok eskilere dayanıyor.

Ponte Vecchio, Floransa - İtalya
Ponte Vecchio, Floransa – İtalya

Yaşayan köprü kısaca şu şekilde tanımlanabilir: Yaşayan köprüler, sadece yaya veya araç trafiğini sağlamak amacıyla iki nokta arasında gerçekleştirilen köprüler değil, aynı zamanda üzerlerinde çesitli konut, ticaret, din, endüstri ve hatta savunma yapıları taşıyan ve bu şekilde iki yapılaşmış alanı bir kıyıdan diğerine bağlayan köprülerdir.

Ponte di Rialto, Venedik - İtalya
Ponte di Rialto, Venedik – İtalya

12. yy.’dan 18. yy.’ın sonlarına kadar çoğunluğunu Paris’te Île de la Cité’yi her iki kıyıya bağlayan köprülerin oluşturduğu Avrupa’daki yaşayan köprülerin arasında Floransa’daki Ponte Vecchio, Venedik’teki Ponte di Rialto ve Eski Londra Köprüsü gibi çok ünlü örnekler de yer alıyor.

Eski Londra Köprüsü, İngiltere
Eski Londra Köprüsü, İngiltere

Ne yazik ki Parisliler tüm çok fonksiyonlu ve çok düzlemli yaşayan köprülerini yüzyıllar evvel araç trafiği için yeni köprüler inşa etmek ve kent manzarasını değiştirmek amacıyla yıkmışlar. Bu yıkımlar sebebiyle bu yapı tipinin çok mühim örneklerini sadece o dönemin ressamlarının işlerinde görebiliyoruz.

Pulteney Köprüsü, Bath - İngiltere

Pulteney Köprüsü, Bath - İngiltere

Son ikamet edilebilen köprü olan Pulteney Köprüsü’nden bu yanaysa (1776) çok fonksiyonlu ya da ikamet edilebilen köprü konsepti mimarları ve aynı şekilde mühendisleri etkilemeye devam etmiş.

Zaragoza Köprüsü, Zaha Hadid, İspanya

Zaragoza Köprüsü, Zaha Hadid, İspanya

Yaşanabilen köprüler modern kent içinde sahip oldukları konumu büyük ölçüde yitirmiş durumdalar. Yaşayan köprülerin oluşmasına yol açan sebeplerin birçoğuysa günümüzde kaybolmuş durumda. Köprüler savunma ve ikamet rollerini yitirmişler; su değirmenleri ve gümrük noktaları artık köprüler üzerinde bulunmuyor; ayrıca direkt olarak su üzerinde yaşamanın sıhhi avantajları modern kanalizasyon sistemleriyle yer değiştirmiş durumda.

Living Bridge, BRT Mimarlar (Hadi Teherani), Hamburg - Almanya
Living Bridge, BRT Mimarlar (Hadi Teherani), Hamburg – Almanya

Fakat buna rağmen bu yapı tipine karşı genel tutum nihayet değişmeye başladı. Günümüzde ikamet işlevi olan birçok proje (veya en azından öneri) Londra, Hamburg, Roma, Dubai başta olmak üzere başka birçok şehir için de tasarlanıyor. Her ne kadar bu yapı tipi mimarlar için ilgi çekici olmayı asla yitirmemiş olsa da, mimarların bu konuyla tekrar ilgilenmeleri için yaklaşık 200 yılın geçmesi gerekti diyebilirim.

Jebel al Jais, OMA, Dubai
Jebel al Jais, OMA, Dubai

Yaşayan bir köprü tasarlamak için modern bir yapı prototipi veya tipoloji bulunmuyor. Her mimar yeni bir form bulmak zorunda. Ve de günümüz teknolojisi sayesinde fonksiyon talepleri de ortaçağ ve klasik dönem mimarlarının ilgilendiği fonksiyonlardan tamamen farklı. Ortaçağa ait ikamet edilebilen bir köprü, üzerinden geçilen bir nehrin doğal güzelliğini gözardı ederken, yaşayan köprünün modern karşılığı bu ana kazancı gözardı etmiyor. Aynı şekilde eski köprülerin geçmiş olduğu mesafelerin çok daha fazlası teknik olarak aşılabilir durumda ve bu sayede mimarlar ve mühendisler için son derece heyecan verici bir tasarım konusu ortaya çıkmış durumda.

Mimarlar neden siyah giyer?

Mimarlar neden siyah giyer?
Mimarlar neden siyah giyer?

“Neden” ile başlayan sorular genelde çocuklar tarafından sorulur ve de çoğunlukla kulağa komik gelir. Fakat verilen cevap her ne kadar sorunun yanında genelde yetersiz kalsa da, cevap vermeye çalısan kişi hakkında kimi ipuçları verir. Avusturyalı fizikçi Heinz von Förster’e göre “Neden” ile başlayan sorular “Neden herhangi birşey hiçbir şeyden ziyade ilk sırada olmalıdır ki?” mottosuna istinaden cevapsız kalmaya mahkumdur.

Kitap_02
Stefan Behling: “Siyah zayıf gösterir.”

Cordula Rau tarafından hazırlanan “Mimarlar neden siyah giyer?” adlı kitap, Rau’nun 2001 yılında bir endüstri yöneticisi tarafından kendisine aniden yöneltilen bu soruya, uluslararası düzeyde yanıt bulmak adına başladığı çalışmanın sonucunda ortaya çıkmış. Birçok ünlü mimardan ve tasarımcıdan almış olduğu cevapları yine soruya yakışır bir şekilde siyah ciltli bir kitapta, her cevap mimarın kendi el yazısıyla olacak şekilde toplamış. El yazısını okumakta güçlük çekenler ve elbette İngilizce dışında cevap vermiş olanları anlamakta problem yaşayanlar için bir yan sayfada İngilizce çevirisi daktilo yazısı şeklinde de bulunuyor.

Kitap_03
Gregor Eichinger: “Gözler ön plana çıksın diye.”

Hakikaten, mimarlar neden hep siyah giyer? Thomas Ende “Hepsi varoluşçudur.” diyor. Peter Conradi ise benzeri bir şekilde “İlginç gözükme çabası içerisindedirler ve varoluşçular gibi gözümek isterler.” şeklinde cevaplıyor. Jürgen Mayer H. “Siyah hakikaten hata yapamazsınız anlamına gelir ve bunu sık sık değiştiremezsiniz.” şeklinde yorumlarken, Foster & Partners’in mimarlarından Stefan Behling soruyu biraz da tiye alarak “Siyah sizi olduğunuzdan zayıf gösterir.” şeklinde cevaplıyor. ETH Zürih’in hocalarından Gregor Eichinger “Gözleriniz ön plana çıksın.” şeklinde soruyla dalga geçerken, Chrisoph Mäckler ciddi birşeyler söyleme çabası içerisinde “Çünkü mimarlar burjuvazi tarafından ‘gerçek sanatçılar’ gibi algılanma çabasındadırlar.” gibi bir cevap veriyor.

Kitap_04
Massimilliano Fuksas: “Çünkü hayalgücünden mahrumdurlar.”

Varoluşçulardan alınan ironik cevaplar ise kaçınılmaz kafa karışıklıklarına yol açıyor. Neden siyah? Himmelb(l)au şirketinin mimarı Wolf Prix tarafından “Çünkü geleceklerinden korkuyorlar.” şeklinde cevaplanırken, Hani Rashid siyahın uzay içerisinde yokolmaya karşılık geldiğine inanıyor. Matthias Sauerbruch’a göre cevap çok kısa: “Korku”. Albert Speer ise Prix’in cevabına yakın durarak “Çünkü hayat hüzünlüdür.” diyor.

Kitap_05
Wiel Arets: “Ben siyah giymem. Fakat gri veya koyu maviyi renkli tişört ile tercih ederim.”

Kitap içerisinde elbette bu tuzaklı sorudan kaçınarak cevap verenler de var. Mesela Peter Eisenmann ’siyah’ı Almanca yazarak “Ben siyah giymem.” diyor. Buna karşın tek kelimeyi yeterli bulan Münih Teknik Üniversitesi hocalarından Dietrich Fink sadece “Yeşil.” diyor. İşte bu ve benzeri cevaplar yazının başında da belirttiğim gibi, hakikaten “Neden” ile başlayan bu soruyu tam olarak yanıtlayamayacağımızı kanıtlar nitelikte. Jacques Herzog şaka gibi bir cevapla “Siyah sanırım birçok mimar tarafından giyildiğinden dolayı benim için hiçbir sey ifade etmiyor.” diyor. Peter Haimerl orjinal dilinde kafiyeli bir cevap yazarak “Mimarlar siyah giyer… Çünkü pelerinlerin otoritesini, maymunların hürriyetini ve geceleri işlenen suçların görünürlüğünü isterler.” diyor. Vittorio Magnago Lampugnani kendini hemen bu tuzak sorudan şu sekilde kurtarıyor: “Hakikaten de bilmiyorum. Ben siyah giymiyorum ve buna rağmen diğerleri gibi mimarım.”

Kitap_06
Peter Zumthor: ” Bilmiyorum. Ben renkli kıyafetler giyiyorum.”

Aslında görmüş olduğunuz gibi birbirinden çok farklı cevaplar var bu kitapta. Kitabı elinize aldığınızda bu sorunun gerçekten bir cevabı varmışçasına sayfaları hızla geçiyorsunuz, ama elbette ki yok. Yaptıkları siyah, beyaz, renkli yapılar gibi mimarlar da siyah, beyaz ve renkli giyiniyorlar. Ama yine de bu hususta çocukca sorulan “Neden” sorusunun cevaplarını okumak eğlenceli.

Kitap_07
Rem Koolhaas: “Asla siyah giymem!”

Böyle birşey hakikaten var mı emin değilim. Cevabı kendimde ve etrafımdaki mimarlarda bulmakta zorlanıyorum. Fakat yine bir mimar olarak verebileceğim cevap her ne kadar “Çünkü siyah mimarın sahne kıyafetidir.” olsa da, kitabın en dürüst cevabını vermış olan Konstantin Grcic’e katılmadan edemiyorum: “Bilmiyorum!”

Konsantin Grcic: "Bilmiyorum!"
Konsantin Grcic: “Bilmiyorum!”

Mimari Fotoğraf

Mimari fotoğraf ilginç bir şekilde mimarlık eğitimi verilen okullarda hala üzerine cok gidilmeyen bir konu. Halbuki bir mimarlık ögrencisi için detayları, malzemeleri, dokuları ve hatta tasarıma yönelik çözümleri dahi keşfetmek için en iyi yöntemlerden biridir fotoğraf çekmek. Ben mimarlık eğitimindeki ilk senemde bunu eskizlerle denemiş ve sıkılmıştım, zira hiçbir zaman serbest el çizimlerimi beğenen biri olmadım. Fakat ne yazık ki bunu fotoğraflarla geliştirebilmem için bana yol gösterici kimse de olmadı.

Portfolyo  © Murat Germen
Portfolyo © Murat Germen

Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeyken yaptığım zorunlu stajlardan biri Han Tümertekin’in yanındaydı. Çoğunlukla ıvır zıvırlarla dolu geçen yaz stajımda yakalamış olduğum sohbetler esnasında en azından Tümertekin’den son derece önemli şeyler duyma şansım oldu. Bunlardan biri de her daim yanımda eskiz defteri ve fotoğraf makinası olması gerektiğiydi. O her ne kadar günlük iş yoğunluğunda yanında sadece eskiz defteri taşıyor olsa da, benim için fotoğraf çekmek çok daha keyifli. Ve dürüst olmak gerekirse serbest el çizimlerimden hala hoşlanmıyorum.

Portfolyo  © Murat Germen
Portfolyo © Murat Germen

Mimari fotoğrafçılığın tarihi, araştırmaya ve okumaya değer diyebilirim. Fakat benim üzerinde durmak istediğim bir konu değil. Mimari fotoğrafçılığın teknik esasları ise son derece önemli, zira bu alan en nihayetinde fotoğrafçılığın oldukça zor teknik bir dalı.

Canon'un Tilt-Shift Lens Serisi
Canon Tilt-Shift Lens Serisi

Fotoğraf çekmeye başlamadan önce yapılması gerekenlerle başlamak gerekiyor. Öncelikle fotoğrafı çekilecek yapının hangi döneme ait bir yapı olduğunu bilmekte fayda var. Bu sayede mimaride ele alınan üslubu baskın bir şekilde fotoğraflamak daha kolay olacaktır. Dolayısıyla daha önceden araştırma yapmadığınız veya tanımadığınız bir yapının fotoğraflarını çektiğinizde başarısız olma ihtimaliniz oldukça yüksek. Buna örnek olarak Deviantart gibi bir sitede arama kısmına Architecture yazmanız bile yeterli olacaktır. Bahsettiğim durumda birçok örnekle karşılaşabilirsiniz.

Büyük Format Kamera
Büyük Format Kamera

Bunun haricinde fotoğrafını çekeceğiniz yapının fonksiyonu da oldukça önemli. Yani eğer sadece yapının üslubunu vurgulamak gibi bir amacınız yoksa, yapının işlevini de anlaşılır kılmak üzere insanları da kısmen fotoğrafa dahil etmenin olumlu olduğu kanaatindeyim. Veya direkt olarak x fonksiyonlu yapıları çekiyorsanız, kadrajınızda insanlar olmasa bile elinizden geldiği kadar o fonksiyonu vurgulayacak kareler yakalamanız gerekiyor. Murat Germen bu husustata son derece başarılı bulduğum bir fotoğrafçı. Özellikle endüstriyel estetikle ilgilenen Germen’in kareleri görülmeye değer.

Portfolyo  © Cemal Emden
Portfolyo © Cemal Emden

Yine önemli olan başka bir noktaysa yapıyı fotoğraflamadan önce yapının planları üzerinde çekim noktaları belirlemek. Bu sayede yapının cepheleri tek başlarına veya diyagonal olarak iki cephe bir karede olacak şekilde çekilebilir. Mimari fotoğrafçılıktaki bu yaklaşıma mimari ürünün yorumsuz olarak fotoğraflanması denir. Fakat bunu gerçekleştirebilmek için teknik olarak özel ve pahalı ekipmanlara ihtiyacınız var. Eğer refleks makina kullanıyorsanız geniş açılı bir lens kullanıp, daha sonra bilgisayarda rötüşleme şansınız elbette var, fakat bu birçok kişinin yanıldığı üzere doğru bir yöntem değil.  Sırf bu iş için özel üretilen Tilt-Shift lensler ise iyi sonuçlar elde etmenize yardımcı olacaktır. Bugün neredeyse tüm mimari fotoğrafçılar orta formatlı ya da büyük formatlı makinalar kullanmaktadırlar. Bu sayede yapının düşeylerinde oluşan perspektif bozulmalarının da önüne geçebiliyorlar.  Bu ekipmanlar ne yazık ki oldukça özel ve pahalı parçalar. Sadece bu etken bile mimarlık fotografçısı olmayı düşleyen birçok kişiye engel oluyor. Kendimi bu grubun içerisinde görüyorum da diyebilirim.

Portfolyo  © Cemal Emden
Portfolyo © Cemal Emden

Bunlar haricinde teknik birçok unsur da var. Kullandığınız filmin hızından tutun da güneşin hareketine kadar birçok girdi sözkonusu. Bu tip bilgileri örneğin Doç. Dr. Özer Kanburoğlu’nun kitaplarından daha detaylı bir şekilde öğrenebilirsiniz.

Portfolyo  © Gürkan Akay
Portfolyo © Gürkan Akay

Mimari fotoğrafçılıkta yöntem olarak iki tür yaklaşım var. Birincisi daha önce de belirtmiş olduğum yorumsuz yaklaşım. Diğeriyse mimari yapıt üzerinden sanat üretilmesi maksadıyla tercih edilen yorumlu yaklaşım.

Portfolyo  © Gürkan Akay
Portfolyo © Gürkan Akay

Yorumsuz yaklaşımda daha önce de belirttiğim gibi yapının cephelerini düzgün ve sade bir şekilde karelemek esastır. Yapının cephelerinin karşısından yapılan çekimlerde yapının yatay ve düşeylerinin film karesinin ya da dijital makina kullanıyorsanız sensör kenarlarına paralel gelecek şekilde yakalanması şarttır. Daha önceden bahsetmiş olduğum ekipmana sahip değilseniz, bu çekimlerde tercih edebileceğiniz diger bir yol da yapının karşısında uygun bir yüksekliğe çıkıp oradan çekim yapmak olacaktır.

Portfolyo  © Boran Biriz
Portfolyo © Boran Biriz

Yorumlu yaklaşımdaysa kişi kendi yorumunu da çekime katar. Yapının cephelerini fotoğraflamak yine amaç olabileceği gibi, yapıyı meydana getiren diğer detayları fotoğraflamak da bu işin bir parçasıdır. Bunun için özel bir ekipmana ihtiyacınız yok. Benim çoğunlukla tercih ettiğim yöntem bu. Öncelikle gözlemlemiş olduğum yapıların yorumsuz fotoğraflarının çok başarılı mimarlık fotoğrafçıları tarafından başarılı bir şekilde belgelendiğini biliyor olmam her ne kadar büyük bir etken olsa da, esas problem her koşulda fotoğraf çekebilecek bir ekipmana sahip olmamam.

Portfolyo  © Boran Biriz
Portfolyo © Boran Biriz

Mimari fotoğrafçılıkla uğraşan isimlere biraz baktığınız zaman, oldukça başarılı bir kısmın mimarlık disiplininden geliyor olmasıysa çok şaşırtıcı değil. Her ne kadar yurtdışında daha çok isim biliyor olsam da ülkemizden verebileceğim başarılı örnekler arasında Cemal Emden, Murat Germen ve Gürkan Akay gibi isimler bulunuyor.

Return top