Sfenks Evleri
- Haziran 3rd, 2009
- Write comment

İlk yazımda da belirttiğim gibi iki ay önce yaptığım gezide birçok Benelüks şehrini ve nitelikli mimari işi yakından görüp inceleme şansım oldu. Esasen belirli bir sırayla gidip rotamı anlatmak gibi bir niyetim yok (en azından şimdilik), fakat bir sonraki durağımdan bahsetmek istiyorum.

Almere’den sonra ilk uğradığım şehir Huizen’di ve oraya sadece Neutelings & Riedijk’in nispeten yeni bir projesi olan Sfenks Evleri’ni görmeye gittim. Daha beş sene önce Arkitera’nın düzenlediği bir konferansta Willem Jan Neutelings’i dinleme şansım olmuştu ve tasarım sürecini ele alışından çok etkilenmiştim. Portfolyosundaki tüm yapıları az çok tanımam dışında, özellikle bu projeyi çok merak ediyordum ve rotamı Huizen istikametine çevirdim.

Huizen, Hollanda’nın Nordholland eyaletinde bulunan, ülkenin geneline göre orta büyüklükte bir şehir. Gezdiğiniz zaman ufak bir ilçe hissi yaratiyor. Nüfusu 45.000 civarında ve Neutelings & Riedijk’in Gooimeer Gölü kenarındaki projesi haricinde ilginç bir mimari işle karşılaşmadım. Huizen Hollandaca’da „Evler“ anlamına geliyor ve bunun sebebi bölgenin ilk taş evlerinin burada yapılmış olduğunun tahmin edilmesi. Eski bir balıkçı kasabası olan Huizen, Zuiderzee’ye 1932 yılında yapılan bariyer Afsluitdijk’ten sonra (bkz: Almere’deki mimarlık üzerine) suyun denizden ayrılıp tatlı su gölüne dönüşmesi sebebiyle bu fonksiyonunu yitirmiş. 1960’lı yılllardaki konut ihtiyaci sebebiyle de kent yeni konut programlarıyla hızla büyümüş ve bugünkü halini almış.

Neutelings & Riedijk’in Huizen’da almış olduğu iş de yine bir konut projesi. 1996 yılında kazanılan bir yarışma sonucunda 2000 yılında yapımına başlanan projenin yapımı üç yılda bitti. Ele aldığı projelerin tasarım süreçlerini bağlamdan duyulara kadar birçok farklı altbaşlık altında irdeleyen mimarlar bu projede özellikle doku üzerinde durarak binaların dış cephe kaplamalarına çok önem verdiler. Buna ilaveten fiziksel bir metafor olarak ele aldıkları (her ne kadar tasarımın başında buna takılıp kalmamış, bilakis birşeyler ortaya çıktıktan sonra bunu kullanmış olsalar da) Sfenksler’i projelerinin isminde dahi kullandılar.

Göl kenarında bulunan bu proje kıyıya yanaşmış gemiler gibi bir his yaratan, yan yana konuşlanmış ve birbirinin neredeyse kopyası olan beş yapıdan oluşuyor. Her bina içerisinde on üç daire var, her bir sonraki katta ise daireler birer birer azalıyor ve bu sayede ortaya çıkan geometri „kafalar“ olarak adlandırılan çatı katlarıyla beraber mimarlar tarafından Sfenksler’e benzetiliyor. Bu dairelerin tümü öncelikle göl manzarasından ve sonra da güneşten en iyi şekilde yararlanacak şekilde planlanmış. Bu sebeple kuzeydoğuya bakan ön cepheleri büyük ölçüde cam yüzeylerden ve teraslardan oluşuyor. Otomobil ve yaya girişlerinin bulunduğu, kıyıya bir rampayla bağlı olan güneybatı yönündeki „sırt“larında ise altı adet görece büyük teraslar bulunuyor. Çatı katlarının farklı bir şekilde şekillendirilmiş olması sayesinde Sfenksler’in kafaları karşıdan yakalanan silüette dikkat çekici bir ritim içerisinde gözüküyor. Binaların cepheleri yatay bir şekilde uygulanmış mat alüminyumla kaplı ve ışığın durumuna göre beyaz ve grinin farklı tonlarını yansıtıyorlar.

Bu kısım benim için gezinin en güzel duraklarından biriydi. Sabah erken saatlerde vardığım Huizen’da hava güneşliydi. Daha yoldayken Sfenksler’in silüetlerini gördüğümde bile oldukça heyecanlandım diyebilirim. Göl kenarında kahvaltı yaparken binaları uzun uzun seyredip, düşünme ve notlar alma fırsatım oldu. Fotoğraf faslını da hallettikten sonra bir sonraki şehre doğru yola çıktım. Amsterdam’a yolunuz düşerse mutlaka uğrayıp Gooimeer kenarındaki Sfenks Evleri arasında vakit geçirin, inanın buna değecektir.
